Eleştirmenin Not Defteri

11 Temmuz 2012 Çarşamba

HERKES SUSAR AL PACINO KONUŞUR!


“Kazanma Hırsı”ndaki (Any Given Sunday) final maçının öncesinde bir Amerikan futbol takımı olan Miami Sharks’ın emektar “coach”u Tony D’Amato takım oyuncularına bir konuşma yapar. Hayatı bir futbol maçına benzetir. Takımının oyuncularına ayaküstü büyük bir hayat dersi verir. Bununla sadece Miami Sharks oyuncularını motive etmekle kalmaz D’Amato, sinema salonundaki herkese aslında çok önemli şeyler söyler. Kendisini veren seyirci onun her cümlesini ağzı açık dinlemek durumundadır. Çünkü “coach”un anlattıkları futboldan çok öte şeylerdir. 
“Beyler, bir yol ayrımındayız. Bunu sizin için ben yapamam. Ben çok yaşlıyım. Bu genç yüzleri gördüğümde orta yaşlarında bir erkeğin yapabileceği tüm hataları yaptığımı düşünüyorum. Tüm paramı savurdum. Beni seven herkesi uzaklaştırdım. Aynada gördüğüm surata bile dayanamıyorum. Yaşlandığınızda sizden birşeyler alınır. Bu hayatın bir parçası. Birşeyler kaybetmeye başladığınızda öğrenirsiniz. Hayatın santimlerden ibaret bir oyun olduğunu anlarsınız. Futbol da öyle. Maçta, hayatta ve futbolda hata payı o kadar düşük ki; erken ya da geç atılan bir adım, sizi hedefinizden uzaklaştırır. Yarım saniye yavaş ya da hızlı kalırsanız yakalayamazsınız. Her yerde santimler önemlidir. Maçın her molasında, dakikasında ve saniyesinde. Bu takımda o saniyeler için savaşırız. Bu takımda biz ve etrafımızdaki herkes o santim için savaşır. O santim için tırnaklarımızla boğuşuruz. Çünkü biliriz ki o santimler birbirlerine eklendiklerinde kaybetmek ile kazanmak arasındaki farkı belirleyecektir. Ölmek ile yaşamak arasındaki farkı! Şunu bilin: Her oyunda ölmeye hazır olanlar o santimi kazanacaktır. Bundan sonra bir hayatım olacaksa eğer yaşamamın nedeni, o santim için savaşmaya ve ölmeye hazır olmamdır. Çünkü yaşamak budur işte...”  
"The Godfather'ı perdede hiç izleyemedim o zamanlar. Çünkü vizyona girdiği zamanlarda çok gergindim. Rol aldığım filmi izlemek eski bir fotoğrafıma bakmak gibi sıkıcıydı benim için..."
25 Nisan 1940’da Bronx’da doğan Alfredo James Pacino’nun anne babası o daha çok gençken boşanmışlar. Annesiyle beraber büyükbabasının yanında yaşamış bir süre. Hiçbir zaman okula uyum sağlayamayan Pacino sadece gittiği okulların tiyatro kulüplerinde mutlu olabiliyormuş.  1966 yılında ünlü oyunculuk okulu Actors Studio’ya adım atmasıyla beraber efsanevi hoca Lee Strasberg ile çalışmaya başlamış. Strasberg 1970’lerde ünlenen pek çok aktörün benimsediği “Metod oyunculuğu”nun da yaratıcısıydı aynı zamanda. Bir süre sonra da Pacino onun en iyi öğrencisi olmuş.  1960’ların sonunda aktör, rol aldığı Broadway oyunlarında adından bahsettirmeye başlamış ve tiyatro dünyasının ünlü ödüllerini kazandıktan sonra sinemadaki ilk deneyimini “The Panic in the Needle Park”daki junkie rolüyle kazanmış.  
Sinemadaki yolu ise Francis F. Coppola’nın çekeceği “The Godfather” filmindeki Michael Corleone rolü için Warren Beatty, Robert Redford, Jack Nicholson, Ryan O’Neal ve Robert De Niro gibi aktörleri reddedip henüz iki tane küçük bütçeli filmde oynamış olan bu kısa boylu esmer delikanlıya güvenmiş olmasıyla açılır. Coppola’nın referansına rağmen en başta filmin yapımcıları ve diğer tüm Hollywood’lu büyükbaşlar Al Pacino’yu şiddetle reddederler. Hatta dedikodulara göre ondan “şu cüce Pacino” diye bahsederler. Ama Coppola ısrarla rolü ona verir. Çekimler devam ederken bile Pacino zaman zaman “kovulacağım” duygusundan kurtulamaz. Ancak sonuç, yapımcıların düşündüğünden bambaşka bir şekilde gelir. Al Pacino “The Godfather”daki rolüyle Oscar’a aday gösterilir. Aslında ilginç olan Al Pacino’nun ailesinin soyları gerçekten de “The Godfather”daki soyadı olan Sicilya’dan Corleone soyadına dayanmasıdır.  
"Al Pacino ile çalışmak size yaptığınız işi ne kadar çok sevdiğinizi ve ne kadar olağanüstü bir iş yaptığınızı hatırlatan bir şey..." - Johnny Depp
Pacino kariyeri boyunca çok büyük hasılatlar yapan filmlerde oynamadı. Hatta bazı büyük gişe hasılatı yakalayacak filmlerdeki rolleri bilerek reddetti. Bu filmlerden bazıları “Kramer vs. Kramer”, “Born on the Forth of July”, “Apocalypse Now”, “Star Wars” (Harrison Ford’un oynadığı Han Solo rolü için), “Pretty Woman” ve “Crimson Tide” olarak sıralanıyor...  Ancak rol aldığı her film hem eleştirmenlerce belli bir seviyenin üzerinde bulundu hem de sadık bir izleyici kitlesi yarattı. Rol aldığı tek tük kötü filmlerde bile Al Pacino’nun oyunculuğu hakkında kimse kötü bir söz söyleyemedi. 
"Scarface'de Tony Montana rolü için Al Pacino en başından beri düşündüğümüz tek aktördü..." - Brian De Palma
Aynı adlı ünlü bir Broadway oyunundan uyarlanan “Glengary Glen Ross”da da (Türkiye’de “Amerikalılar” adıyla gösterilmişti) Al Pacino ağzı laf yapan bir emlakçıdır ve sohbet ettiği, kafalamaya çalıştığı bir müşterisine bir hayat tanımı yapar: “Hayat bir trendir dostum. Hepimiz kendi kompartımanlarımızda yaşar gideriz. Oysa tren kompartımanları iğrenç kokar. Ama bir süre sonra kokuya alışmaya başlarsın. En kötüsü de nedir biliyor musun ? Yolun uzun olduğunu bilirsin. Çok uzundur.”
Böylece müşterisine arsa satmak için onu cesaretlendirmeye çalışır: “Kimimiz daha hayatının başındadır. Kimimizse sonuna yaklaşmıştır. Ne olursa olsun en önemli şey yaşadığımız anlardır. Hastalanmak mı ? İflas etmek mi ? Ölmek mi ? Ya da sevdiğin birini kaybetmek mi ? Bunlar herkesin başına gelen şeylerdir. Hayatın birer parçası. Bunu bildiğimiz halde biz neden üzülüyoruz?”
Düzene uymuş bir Belediye Başkanını oynadığı “City Hall”de de başka bir hayat tanımını yapar ve kendi konumunu da öyle güzel tasvir eder ki;
“Siyah ve beyaz vardır hayatta ve ortasında da çoğunlukla gri. Bu biziz işte. Gri sert bir renktir çünkü beyaz ya da siyah gibi basit değildir ve medya için ilginç de değildir. Ama biz buyuz işte. Kabullen.”
"Carlito's Way"in setinde yönetmen Brian De Palma ile...
Gençlik yıllarından beri kullandığı kötü alışkanlığı, sigarayı günde 2 pakete çıkarınca 1994’de sesini kaybetme tehlikesi yaşadı Pacino. Böylece sigarayı bırakma kararı aldı. Al Pacino’nun hala filmlerde duyduğumuz sesinin bu hale gelişinin sebebi de gerçekte budur.  Ayrıca Pacino Hollywood’da hâlâ hiç evlenmemiş az sayıdaki aktörden biri... Al Pacino'nun Julie Marie adlı 22 yaşında bir kızı ve oyuncu Beverly D'Angelo ile olan birlikteliğinden ikizleri var... 
"Kramer Kramer'a Karşı romanını sevmiştim. Teklif edildiğinde senaryosu yoktu daha... Ama yine de içinde olmak istemedim... Bana uygun değildi sanki karakter... "
Oynadığı tüm o negatif karakterlerde bile karizması, konuşma kabiliyeti, tonlaması, üstün vücut diliyle Al Pacino bir de “şeytan”ı oynasa nasıl olurdu acaba sorusunun yanıtını da “Şeytanın Avukatı”nda (Devil’s Advocate) vermişti. Filmin finalinde Keanu Reeves’i yoldan çıkarmaya çalışırken söyledikleri şok etkisi yaratır: “Sana Tanrı hakkında ufak bir bilgi vereyim. Tanrı seyretmeyi sever. Şakacıdır. Düşün bunu. İnsanlara içgüdü verdi. Bu sıradışı hediyeyi verdi ve sonra ne yaptı? Bunlara karşılık kurallar koydu. Tarihin en büyük gafı! Bak ama dokunma, Dokun ama tatma, tat ama yutma. Ha ha ha. Ve sen de birinden diğerine atlayıp dururken o ne yapıyor? Yukarda kahkahalarla gülüyor. O hasta, sıkı bir sadist ! O yerinde bir türlü bulamadığın ev sahibin. Buna mı tapacaksın? Asla!” Bu cümleleri bir de onun gözlerini aça aça ellelerini de kullanarak anlattığını düşünün bir... 
"Filmin bir gala gösteriminden sonraki partide içeri girdiğimde herkes suspus bir vaziyette mumya gibi duruyordu. Liza Minelli filmi görmeden partiye gelmişti... Şaşırmıştı; 'Sen bu insanlara ne yapmışsın böyle?' diye sordu bana..."
2000'li yıllarda bir sürü fiyasko filmde rol alsa da, hele o Jack ve Jill faciasında kendi kendisinin parodisini yapmayı yanlış bir projede tercih etmiş olsa da Al Pacino kendi efsanesini kendi isteğiyle bile yıkmayı başaramayacak bir noktadadır... Al Pacino bir insanın sinemayı sevmesinin en bariz sebeplerinden biri olarak kalacaktır nesiller boyunca...

Not: Bu yazı çeşitli yayın ve zamanlarda yazdığım Al Pacino yazılarımdan derlenmiştir...

BİR FİLM SEVDİM'de Yaralı Yüz (Scarface)
ARKA PENCERE'de Büyük Hesaplaşma (Heat)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder