Eleştirmenin Not Defteri

3 Temmuz 2012 Salı

Film eleştirisi: ÇERNOBİL’İN SIRLARI


Filmin en güçlü ve ilginç karakteri (sağda) filmden en erken ayrılıyor..
1986 baharında Kiev’in Çernobil şehrinde Pripyat köyünün hemen dibindeki nükleer reaktörde meydana gelen bir kazada atmosfere büyük oranda bir fisyon sızıntısı yaşanmıştı. Sovyet yetkililer bu tüm dünyayı etkileyecek büyük felaketi büyük bir yanlış kararla tam dört gün boyunca dünyadan saklayarak, çaresini bulmaya çalıştılar. Ancak olan olmuştu... Reaktörün yüzlerce çalışanı ve Pripyat köyü sakinleri tabi ki en aşırı doz radyoaktiviteye maruz kalmıştı. Yıllar içinde bölgede ve çevresinde tiroid kanserinden ölen binlerce insan oldu. Pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de belli oranda etkisi olmuştu. Çünkü ilk kurtarma çalışmalarında kazanın yaşandığı reaktörde toprak kullanılmıştı... Radyasyonun toprağa karışması ise geniş bir alandaki bitki örtüsünü tümüyle etkilemişti. Türkiye’de özellikle Karadeniz bölgesinde yetişen çayların bu radyasyondan etkilendiği de kanıtlanmıştı. Ancak stoklarda şişen çayların bir şekilde tüketilmesi için zamanın bakanları televizyona çıkıp bu çayları bizzat içerek halkımıza ‘korkmayın, için’ çağrısı yaptı. Pek çok ülkenin almayı reddettiği o çayları Türk halkı tüketmek zorunda kaldı... Felaketin sonrasında yapılan pek çok araştırma, reaktörde ardı ardına yapılan sürüyle hatanın ortaya çıkmasına neden oldu. Şimdilerde ülkemizde yapılması istenen nükleer santrallerin yine aynı ülkenin teknolojisine emanet edilmeye hazırlanılması da başka bir korkunçluk!
Bu girizgahta anlattıklarım az sonra bahsedeceğim, bu eleştiri yazısının konu edindiği  filmden çok daha korkunç şeyler aslında.
(solda) Kazadan sonraki gerçek Çernobil santrali... (sağda) Pripyat'tan Çernobil manzarası...
Çernobil kazasını Pripyat köyünün sıradan insanları üzerinden anlatan ve geçtiğimiz İstanbul Film Festivali’nde gösterilen “Land of Oblivion” gibi etkili bir filmi izledikten sonra tabi ki de “Paranormal Activity” ile piyangodan bir çıkış yakalayan Oren Peli’nin yeni tasarımından çok da bir şey beklemiyorduk. Nitekim karşımıza 35 yıl önce Wes Craven’ın yaptığı “Tepelerin Gözleri Var” (The Hills Have Eyes) ve hatta ‘yeniden çevrim’leriyle, taklitleriyle sürekli yapılan ‘fotokopi’ bir film çıktı.
Soğuk savaş sonrası Sovyetler Birliği ya da Rusya, Hollywod tarafından sakin sakin yeni korku merkezi haline getiriliyor sanki. Daha birkaç ay önce “Karanlık Saat” (The Darkest Hour) adlı filmde birkaç Amerikalı ve Avrupalı turist Moskova’da gezerken uzaylı saldırısına maruz kalmıştı. Şimdi de yine birkaç genç turist yanlış zamanda yanlış yerde olmalarının bedelini ödüyorlar.
Ne işiniz var sizin Çernobil'de?!!
“Çernobil’in Sırları” tipik bir mockumentary (sahte belgesel) gibi başlıyor. Yaklaşık 90 dakika yine baş döndürücü subjektif kamerayla çekilmiş bir karın ağrısı izleyecekmişiz hissi veren bu sahnelerde filmin esas turistlerinden birkaçının çeşitli Avrupa ülkelerinde yaptıkları sululukları izliyoruz. Neyse ki film kısa bir süre sonra bu tonu terkediyor. Bir araya gelen üç çift ekstrem turlar düzenlemekle gurur duyan bir rehber eşliğinde Çernobil felaket bölgesini gezmeye doğru yola çıkıyorlar. Aslında yola çıkmadan önce filmi çeken kameramanı bile dükkana kapatıp kapıyı kitliyorlar! Sanki film bize ‘bu öyle elinde sürekli kamerayla gezen bir çocuğun filmi’ olmayacak diyor ama ne yazık ki bu vaadini pek de yerine getiremiyor.
Neyi bilip neyi bilmediğini bir türlü bilemediğimiz Rus rehber Uri’nin yetkililerin izin vermemesine rağmen tümüyle terkedilmiş ve yer yer radyasyon etkisindeki Çernobil’e soktuğu dördü Amerikalı, ikisi Avrupalı genç turistler tabi ki radyasyon yüzünden ‘başkalaşmış’ insanlarca sarılıyorlar... Bundan sonra tabi ki kurban haline gelen genç kız ve erkekleri izliyoruz hem de hiç değişik ve de korkunç olamayan şekillerde. Film, “Cehenneme Bir Adım”ın (The Descent) ya da Aja’nın yeniden çevrimi “Tepenin Gözleri”nin atmosferinin ve dehşetinin çok çok gerisinde kalıyor.
Filmin Çernobil sahneleri Sırbistan’da çekilmiş olmasına rağmen gerçek mekanında çekilmiş izlenimi veriyor. Ama ne karanlık, ne gölgeler ne de o terkedilmiş lojmanlar ve reaktör etkili bir korku mahzeni oluşturamıyorlar izleyenlere...
Filmin güzel kızı, Natalie rolündeki Olivia Taylor Dudley (ortada). ‘Göğüs farkı’yla diğerlerinden daha çok dikkat çekiyor!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder